“Asrın Felaketinin 3. Yılı: İnşa ve İhya Çalışmaları” Kitap Tanıtım Etkinliği

“Asrın Felaketinin 3. Yılı: İnşa ve İhya Çalışmaları” Kitap Tanıtım Etkinliği

İletişim Başkanı Burhanettin Duran: “Bu felaketin üstesinden hem teknik kapasitemizle hem vicdanımızla hem de dayanışma gücümüzle geldik.”

Cumhurbaşkanlığı İletşim Başkanlığının hazırladığı “Asrın Felaketinin 3. Yılı: İnşa ve İhya Çalışmaları” kitabının lansmanı, 9 Şubat tarihinde Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığında düzenlenen “Asrın İnşası Fotoğraf Sergisi”nin de yer aldığı “Asrın İnşası: Güçlü Türkiye’nin İhya Vizyonu Paneli” kapsamında gerçekleştirildi. Etkinlik, 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlerinin üçüncü yılında Türkiye’nin afet sonrası toparlanma kapasitesini, kurumsal hafızasını ve geleceğe yönelik vizyonunu ortaya koymayı amaçladı.

Açılışta konuşan Burhanettin Duran, “Bugün, yaşadığımız büyük imtihanın üzerinden geçen üç yılın muhasebesini yapmak, afetlere karşı hafızalarımızı diri tutmak ve Türkiye’nin geleceğine dair ortak perspektifimizi paylaşmak üzere bir araya geldik.” ifadelerini kullandı. Bu buluşmanın, yaşananları unutmadan geleceğe yürüyebilmenin ve acıyı geride bırakmadan umudu büyütebilmenin bir ifadesi olduğunu vurgulayan Duran, 6 Şubat sabahı Kahramanmaraş merkezli iki büyük depremle Türkiye’nin tarihinin en ağır sınavlarından biriyle yüz yüze kalındığını hatırlattı.

“Asrın felaketi” olarak nitelendirilen depremlerin 11 ilde derin izler bıraktığını ve 14 milyon vatandaşın hayatını doğrudan etkilediğini belirten Duran, 53 binin üzerinde can kaybı yaşandığını, 107 bini aşkın vatandaşın yaralandığını ifade etti. Hayatını kaybedenlere rahmet, yakınlarını kaybedenlere ise sabır ve metanet dileklerini iletti.

Büyük felaketlerin yalnızca yıkım üretmediğini, aynı zamanda bir milletin karakterini ve dayanışma ruhunu da görünür kıldığını dile getiren Duran, 6 Şubat sonrasını “devlet ve millet dayanışmasının en güçlü şekilde tezahür ettiği bir diriliş hikâyesi” olarak tanımladı. İlk andan itibaren devletin tüm imkânlarıyla sahaya indiğini, sivil toplum kuruluşlarının adanmışlıkla görev üstlendiğini ve vatandaşların yürekleriyle yardıma koştuğunu belirten Duran, şu ifadeyi kullandı:

“Biz bu felaketin üstesinden hem teknik kapasitemizle hem vicdanımızla hem de dayanışma gücümüzle geldik.”

Bu güçlü iradenin, Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde geçici çözümlerle yetinmeyen, kalıcı ve kapsayıcı bir yeniden inşa ve ihya süreciyle kurumsallaştığını belirten Duran, yürütülen çalışmaların yalnızca fiziki yeniden yapılanmadan ibaret olmadığını vurguladı. İnsan merkezli yaklaşımla hiçbir vatandaşın sahipsiz bırakılmadığını ifade eden Duran, 455 bin konutun teslim edilmesinin bunun en somut göstergesi olduğunu söyledi. Depremde ağır yara alan şehirlerin yeni standartlara kavuştuğunu dile getiren Duran, inşa ve ihya çalışmalarının aynı zamanda sosyal adaletin güçlendirilmesi, ekonomik direncin artırılması ve toplumsal iyileşmenin yeniden tesisi anlamına geldiğini kaydetti.

Afet iletişimi ve dezenformasyonla mücadele

Panelin öne çıkan başlıklarından biri de afet iletişimi oldu. İletişim Başkanı Duran, afet ve sonrasındaki sürecin gerçeği merkeze alan güçlü bir iletişim ortamının hayati önemini bir kez daha gösterdiğini belirtti. Bu süreçte yalnızca sahadaki ihtiyaçların karşılanmadığını, aynı zamanda arama-kurtarma çalışmalarını sekteye uğratmayı hedefleyen, toplumsal huzuru zedelemeye çalışan yoğun bir dezenformasyon kampanyası ile mücadele edildiğini vurguladı.

Duran’ın paylaştığı bilgilere göre, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, yaklaşık 200 dezenformatif içeriğe müdahale ederek doğrularını kamuoyuyla paylaştı. Ayrıca CİMER Kriz İletişimi Stratejisi derhâl uygulamaya alındı ve 6 Şubat sabahı 08.30 itibarıyla depremzede vatandaşlar için özel iletişim kanalı olarak CİMER Deprem Acil Uygulaması devreye sokuldu. Bu uygulamaya gelen 1,7 milyon başvuru kapsamındaki taleplerin kurumlarla eşgüdüm içinde takip edildiği; CİMER Çağrı Merkezi üzerinden ise deprem sonrası 3 ay boyunca 7/24 esasına göre 220 binin üzerinde çağrının karşılandığı belirtildi.

İletişim Başkanı Duran, Türkiye’nin yürüttüğü inşa ve ihya çalışmalarının uluslararası kamuoyuna doğru aktarılması kapsamında basın mensuplarına yönelik programların da sürdürüldüğünü ifade etti. Bu çerçevede 2024’ten bugüne kadar 26 ülkeden 366 gazetecinin deprem bölgesindeki çalışmaları yerinde görmesine imkân sağlandığını belirten Duran, bu süreci “insanımızın diriliş ve başarı hikâyesi” olarak nitelendirdi.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum: “Dünyada örneği yok”

Panelde konuşan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, 6 Şubat depremlerinin 11 ilde 14 milyon kişiyi doğrudan etkilediğini; büyük kayıplar ve ağır hasar yanında ciddi ekonomik kayıp yaşandığını dile getirdi. Sürecin hızına ilişkin olarak, 15’inci günde temellerin atıldığı, 45’inci günde ilk konutların teslim edildiği, sahada saatte 23, günde 550 konut üretim hızına ulaşıldığı bilgilerini paylaştı. Gelinen noktada 455 bin konutun tamamlandığını ifade eden Kurum, şehirlerin yalnızca mekân değil, insanı da inşa eden bir yapı olduğu yaklaşımıyla, cami, çarşı, okul, meydan ve yaşam alanlarıyla bütüncül bir şehircilik vizyonunun hayata geçirildiğini vurguladı.

Lansmanı yapılan eser: “Asrın Felaketinin 3. Yılı: İnşa ve İhya Çalışmaları”

Panel kapsamında kamuoyuna tanıtılan “Asrın Felaketinin 3. Yılı: İnşa ve İhya Çalışmaları” kitabının asrın felaketinin ilk anından itibaren yürütülen çalışmaların bütüncül bir çerçevede kayda geçirilmesini hedeflediği; içerikte dünyadaki büyük afetlerin ele alındığı, 6 Şubat depremlerinin küresel etkilerinin değerlendirildiği ve veri ile infografiklerin kullanıldığı aktarıldı. Bunun yanında deprem sonrası çalışmaların sağlık, eğitim, ekonomi, sosyal hizmetler ve iletişim başlıkları altında Türkiye’de deprem sonrası inşa ve ihya sürecini gösteren bir başvuru kaynağı niteliğinde ele alındığı ifade edildi.

İletişim Başkanı Duran, eserin dayanışma ruhuyla yürütülen yeniden inşa ve ihya tecrübesini gelecek nesillere aktaran, aynı zamanda afetlere karşı ortak hafızayı güçlendiren bir kaynak olarak hazırlandığını kaydetti. Ayrıca Selçuk Üniversitesi koordinasyonunda yürütülen ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının paydaşları arasında yer aldığı “Afet Haberciliği, Haberi Felakete Dönüştürmeden Önleme Projesi” kapsamında geliştirilen afet haberciliği müfredatı ve medya profesyonellerine yönelik eğitim rehberlerine de değinildi.

“Asrın İnşası: Güçlü Türkiye’nin İhya Vizyonu Paneli”nin ilk oturumunda afet sonrası dönüşüm değerlendirildi

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından düzenlenen “Asrın İnşası: Güçlü Türkiye’nin İhya Vizyonu Paneli”nin birinci oturumunda, 6 Şubat depremlerinin ardından yürütülen kamu koordinasyonu, bilimsel analizler ve sahadaki yeniden yapılanma süreci kapsamlı biçimde ele alındı. Oturumda yapılan değerlendirmeler, Türkiye’nin kriz anındaki müdahale kapasitesinin yanı sıra afet öncesi risk azaltma ve uzun vadeli dirençli şehirler vizyonuna odaklandı.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Yerel Yönetim ve Afet Politikaları Kurulu Üyesi Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsü Jeofizik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Nurcan Meral Özel, depremin tekli bir kırılma değil, alışılmadık biçimde çoklu ve dinamik bir kırılma süreciyle meydana geldiğini belirtti. Başlangıç noktasının küçük ve ikincil kabul edilen Narlı fayı olmasının yıkımın boyutunu artırdığını ifade eden Özel, yapılan simülasyonların felaketin bilimsel açıdan öngörülebilirliğini zorlaştıran özel koşullara işaret ettiğini söyledi. Gelecekte benzer afetlerde erken uyarı sistemlerinin sağlayacağı saniyelerle ifade edilen kazanımların dahi hayati önem taşıdığına dikkat çekti.

Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı Bakan Yardımcısı Münir Karaloğlu, afet yönetiminin devletin yönetme kapasitesinin en önemli göstergelerinden biri olduğunu vurgulayarak, Türkiye Afet Müdahale Planı’nın kurumlar arasındaki görev dağılımını netleştirerek koordinasyonu güçlendirdiğini belirtti. Depremden kısa süre sonra en üst seviye alarm verilerek tüm ulusal ve uluslararası imkânların devreye alındığını hatırlatan Karaloğlu, Türkiye’nin kriz anındaki performansının güçlü olduğunu ancak asıl hedefin afet yaşanmadan önce riskleri azaltmak ve şehirleri dirençli hale getirmek olması gerektiğini ifade etti.

Türkiye Cumhuriyeti Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Bakan Yardımcısı Ömer Fatih Sayan ise ulaştırma ve iletişim altyapısına ilişkin verileri paylaştı. Karayolu ağının sınırlı bir bölümünde hasar oluştuğunu, bunun da yapı kalitesini ortaya koyduğunu belirten Sayan, deprem sonrasında bölgede kurulan 1.865 yeni baz istasyonuyla haberleşme kapasitesinin afet öncesi seviyenin üzerine çıkarıldığını söyledi. Özellikle 5G ve internet tabanlı sistemlerin gelecekte afet iletişiminde daha dayanıklı bir yapı sunacağını dile getirdi.

Türkiye Cumhuriyeti Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Bakan Yardımcısı Sevim Sayın Madak, afetlerin psikolojik ve toplumsal etkilerine dikkat çekerek, 13 bin personelle milyonlarca vatandaşa psikososyal destek sağlandığını belirtti. Süreçte karşılaşılan en önemli tehditlerden birinin dezenformasyon olduğunu vurgulayan Madak, yanlış bilgilerin sahadaki çalışmaları zorlaştırabildiğini ve kamu güvenini hedef aldığını ifade etti.

Oturumda yapılan ortak değerlendirmelerde, Türkiye’nin afet yönetiminde kurumlar arası eşgüdüm ve ortak hareket kabiliyeti sayesinde büyük bir toparlanma gerçekleştirdiği belirtildi. Katılımcılar, milletin dayanışmasıyla aşılmış olan bu büyük yıkımın ardından sürecin artık yeniden ayağa kalkmanın ötesine geçerek kalıcı bir ihya dönemine evrildiğini vurguladılar.

“Afet Haberciliğinde Sorumlu Yayıncılık” oturumunda etik, teyit ve hakikat vurgusu

“Asrın İnşası: Güçlü Türkiye’nin İhya Vizyonu Paneli”nin ikinci oturumu, “Afet Haberciliğinde Sorumlu Yayıncılık” başlığıyla gerçekleştirildi. Oturumda, afet dönemlerinde medyanın rolü dezenformasyonla mücadele, doğrulama mekanizmaları, saha deneyimleri ve insan onuruna saygı çerçevesinde ele alındı. Konuşmacılar, kriz anlarında gazeteciliğin yalnızca bilgi aktarmak değil, aynı zamanda toplumsal güveni korumak gibi hayati bir sorumluluk taşıdığına dikkat çekti.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Yerel Yönetim ve Afet Politikaları Kurulu Üyesi Mustafa Kumral, afet sahasında bizzat bulunduğunu belirterek, reyting kaygısıyla yapılan yayınların yol açtığı tahribata vurgu yaptı. Deprem sonrasında güvenli olduğu belirlenen bir hastanede geceleyerek vatandaşları ikna etmeye çalıştıklarını anlatan Kumral, bazı medya organlarının karmaşık olayları tek bir nedene indirgediğini ve bunun toplumda yanlış algılar oluşturduğunu ifade etti. Algı operasyonlarının mantığa değil duygulara seslendiğini belirten Kumral, uzmanlık alanı dışındaki konularda yapılan yorumların da bilgi kirliliğini artırdığını dile getirdi.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi Koordinatörü Deniz Demir, Türkiye’nin dezenformasyona en yoğun maruz kalan ülkelerden biri olduğunu belirterek, depremin ilk günlerinde sosyal medyada ortaya çıkan bilgi yoğunluğunun boyutlarını paylaştı. “Baraj patladı”, “kan merkezi yıkıldı” ya da “asker sahada yok” gibi iddiaların kamu düzenini ve devlet-vatandaş ilişkisini hedef aldığını söyleyen Demir, Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin yüzlerce içeriğe müdahale ederek hakikati görünür kılmaya çalıştığını ifade etti. Dezenformasyonu hakikate ve vicdana yönelmiş bir saldırı olarak tanımladı.

TRT Haber Yurt Haberleri Editörü Taylan Yıldırım ise afet haberciliğinde hız baskısının büyük olduğunu ancak esas olanın doğruluk ve teyit olduğunu belirtti. Sahaya intikal ettikleri andan itibaren devletin tüm birimleriyle organize biçimde çalıştığına tanıklık ettiğini aktaran Yıldırım, teyit edilmemiş bilgilerin paylaşılmasının toplumsal travmayı derinleştirebileceğini vurguladı. Deprem bölgesinde kısa süre içinde kurulan yeni yerleşim alanlarının büyük bir dönüşüm iradesinin göstergesi olduğunu söyledi.

Anadolu Ajansı Foto Muhabiri Emin Sansar da afet bölgelerinde gazeteciliğin teknik olduğu kadar vicdani bir sorumluluk taşıdığını dile getirdi. Yıkım kadar umudu belgeleyen karelerin de önemli olduğunu ifade eden Sansar, bazı durumlarda insan onuru ve mahremiyet gereği çekilmeyen fotoğrafın çekilenden daha değerli olabildiğini belirtti.

Oturumun genelinde, afet zamanlarında medyanın temel görevinin acıyı büyütmek ya da kaos üretmekten ziyade dayanışmayı güçlendirmek, doğru bilgiyi yaymak ve umudu çoğaltmak olduğu yönünde ortak bir anlayış öne çıktı. Konuşmacılar, sorumlu yayıncılığın toplumsal direncin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladı.